Atatürkçülük

Atatürkçülük
Karakter Boyutu

Atatürkçülük, ilmi mürşit kılarak, özgür, egemen ve bağımsız bir devleti kurma yaşatma demektir. Kısaca Atatürkçülük, bir fikir yığını değil, bir bütündür, sistemli bütündür.

ATATÜRKÇÜLÜK

Atatürk, Türk Milletinin iradesini temsil eden kişi olarak, Türk devriminin baş mimarı  ve yapıcısıdır. Türk devrimi, bir fikir ve ideal olarak doğmuş, ihtilalle birlikte eski düzenle ilgisini kesmiş, milli bağımsızlık mücadelesi ile düşmanı Ata yurdundan atmış, asıl amacına varan yolda zafer kazanmıştır. Türk devrimi, Türk tarihinin derinliklerinden gelen millet bilincinin sezilmesiyle hız ve kuvvet almış, batıcılığı millileştirdikten sonra millet gerçeğinin ihtiyaçlarına cevap vererek yeni kurulan devletin politik, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatını yöneltmiştir.

Türk devrimi başarıya ulaşırken bir takım temel ilkelere dayanmıştır. Devlet hayatını her yönüyle kapsayan bu temel ilkeler, Kemalizm veya Atatürkçülük adı ile  anılmaktadır. Atatürkçülük, bir yönü ile Türk devrimi ile eş anlama gelmektedir. Bugün bu deyimler, Atatürkçü düşünce veya Atatürkçü düşünce sistemi olarakta ifade edilmektedir.

Atatürkçülük, siyaset bilimi açısından yeni bir devlet kurma ve bunu yöneltmedir. Belirli ve sistemli fikirlere dayanır.

Atatürkçülük, ilmi mürşit kılarak, özgür, egemen ve bağımsız bir devleti kurma yaşatma demektir. Kısaca Atatürkçülük, bir fikir yığını değil, bir bütündür, sistemli bütündür.

Yekta Güngör Özden’e göre “Atatürkçülük, bir anlayıştır, bir yaşam biçimi, bir dünya görüşüdür.Bir doğma olmayıp Türkiyemize özgü kendini sürekli yenileyen özel bir öğretidir.”

Keza Yekta Güngör Özden’e göre, “Atatürkçülük, ahlak, bilgi, yürek ister. Yazgıcılık değil, yaratıcılıktır. Durağan değil devingenliktir.”

Atatürk, akılcılığa, müsbet bilim kavramına dayanır. Bütüncüdür, dünyayı, olayları ve her şeyi kapsamak için müsbet bilimden yanadır.

Kemalizmin  veya  Atatürkçülüğün  baş özelliği Türk gerçeğine dayanmış olması, tarihi tecrübelerin ışığı altında oluşmuş olmasıdır.

Atatürkçülük diye ifade ettiğimiz bu ilkelerin bir kısmı anayasalarımızda yer almış, devletin unsurları, nitelikleri olarak değerlendirilmiş, bir kısmıda devlet politikasının esasını teşkil etmiştir.

Bu ilkeleri iki kategoride ele alıp incelemek gerekir. Temel İlkeler ve bütünleyici ve tamamlayıcı ilkeler.

I. Temel İlkeler

Atatürkçüğün dayandığı temel ilkeler, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, ve Devrimcilik ve diğer tamamlayıcı ilkelerdir.

A - Cumhuriyetçilik

Türkiye’de kurulan Cumhuriyet, siyasi rejimin adı  olduğu kadar, Türk devriminin de amacı ve dayanağıdır. Cumhuriyetle devrim iç içedir, birini diğerinden ayırmak mümkün değildir.

Cumhuriyetçilik, devletin siyasi rejimi olarak cumhuriyeti benimseme, Cumhuriyeti fazilet rejimi olarak tanımlama ve değerlendirme demektir. Cumhuriyetçilik siyasi rejim olarak cumhuriyetten hareket eder, cumhuriyeti savunur.

Demokrasi ile cumhuriyetin yakın ilgisi vardır.Her demokratik  rejim cumhuriyet olmamakla beraber, demokrasinin en gelişmiş şekli, en ileri hüviyeti ile görünümü cumhuriyetle sağlanır. Cumhuriyet bir kişi, bir zümre veya bir sınıf yararına değil, toplumun bütününü amaçlayan, kamu yararına göre yönetilen devlet şeklidir.

Atatürk’e göre

“Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir." (1924)

"Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir." (1933)

"Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir.Cumhuriyet fazilettir…" (1925)

Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı Cumhuriyettir.Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir.(1925)”

B - Milliyetçilik

Milliyetçilik, millet gerçeğinden hareket eden, bir fikir akımı ve çağımızın en geçerli bir sosyal politika prensibidir. Milliyetçilik, Türk devriminin bir temel prensibi olduğu kadar, Türk milletinin kaderini tayin eden bir temel ilke, bir yüce ülkü, milleti huzur ve refaha yönelten, birlik ve beraberlik içinde yaşatan kuvvetli bir bağdır.

Türk Milliyetçiliği, medeni alemde, barışçı ve insani niteliği ile, insan kişiliğine verdiği değerle, örnek bir hüviyet taşır. Türk milliyetçiliği, milli birlik ve beraberliğe, Türk tarihinin oluşturduğu milli duygulara ve milli kültüre dayanmaktadır.

Atatürk’e göre,

“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına Türk Milleti denir." (1930).

"Diyarbakırlı, Vanlı, İstanbullu, Trabzonlu, Erzurumlu, Trakyalı hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır."(1932).

"Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”

C - Halkçılık

Halkçılık, halkın halk tarafından, halk için idaresidir.Halkçılıkta asıl önemli olan halkın kendi kendine demokratik esaslara uygun olarak yönetmesidir. Halkçılıkta devletin siyasi rejimi, halk tarafından ve halkın menfaatine kullanılır. Halkçılık gerçek demokrasinin gerçekleşmesi ve yerleşmesi amacına yönelik olur. Cumhuriyet aslında bir halk hükümetidir.

Halkçılık imtiyazsız ve sınıfsız millet olma parolası şeklinde siyasi hayatımızda değer kazanmış, rol oynamıştır. Gerçek anlamda milliyetçilik, halkçılığa dayanır.

Atatürk’e göre,

“İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olma esası Anayasamız ile tespit edilmiştir." (1921)

"Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum hizmetidir." (1921)

"Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir." (1923)

D - Laiklik

Laiklik, dinin siyaset ve devlet işlerine karıştırılmamasını ve her vatandaş için vicdan hürriyetinin sağlanmasını ifade eder.

Laiklik modern devletin bir vasfıdır vr aynı zamanda medeni yaşayışın da bir şartıdır. Laik devlet anlayışı, din ve vicdan hürriyeti ile bir arada yürüyebilir. Din ve vicdan hürriyeti olmazsa laik devletten bahsedilemez. Açıkça ifade etmek gerekirse laiklik dine karşı olmak, din düşmanlığı yapmak demek değildir. Tarihi gelişmeler, dini devletten laik devlete doğru yönelmeyi gerekli kılmıştır.

Türk devrimi, dine karşı, din aleyhtarlığı şeklinde değil, dinle ilgisi bulunmayan kokuşmuş, çürümüş müesseselere karşı çevrilmiştir; dinin hasis menfaatler uğruna istismarına şiddetle karşı koymuştur. Tanınmış Fransız yazar, Paul Gentizon, Türkiye’de yapılan devrimlerden bahsederken, “Ankara’nın din konusunda ne 1789 Paris!ini ne de 1920 Moskova’sını taklit etmediğini, zira Türkiye’de akıl mabudu namına hiçbir mihrap kurulmadığı gibi, İslam dininin afyon olduğuna dair hiçbir kitabe de dikilmediğini açıklamaktadır.” Türk devrimine göre laiklik, dine karşı ve dinsizlik olarak kabul edilemez. Türk devrimi irticanın, skolastik zihniyetin, cehaletin ve yobazlığın karşısındadır.

Laiklik, kanun önünde ayrı dinlere mensup olanların eşitliği olduğu kadar aynı dine mensup olanlar  arasında mezhep eşitliğine de yer verir. Mezhep eşitliği sorununun Türkiye açısından büyük önemi ve değeri vardır. Türk Devletini bölmek ve parçalamak isteyenler mezhep ayrımını kışkırtmaya çalışmışlardır. Laiklik bu nedenle, Türkiye için, bir güvenlik ve bir içi huzur surunudur. Laiklikle milli birlik sağlanmıştır.

Atatürk’e göre,

“Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların, ibadet ve din hürriyeti de demektir."(1930)

"Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir." (1930)

"Din bir vicdan meselesidir.Herkes vicdanının emrine uymakla serbesttir.Biz dine saygı gösteririz.Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz." (1926)

E - Devletçilik

Devletçilik ise uzun süreden beri Türkiye’de uygulanan ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın özelliklerini gösteren, niteliklerini belirten bir politik uygulamadır.

Devletçilik, devlet yetkilerinin artması, genişlemesi kamu hizmet ve faaliyetlerinin artması demektir. Devletçilik, halkın deyimi ile devletin baba hüviyetini taşıması, devletin baba olarak  vatandaşa tam hizmet verecek şekilde güçlenmesi ve yetkilerini arttırması demektir.

Bizde devletçilik kapsamlı ve yaygın anlamda kullanılmıştır. Bu anlamda devletçilikte devlet, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın temel faktörü, hareket ettirici güç olmuştur. Demokratik düzen içinde, süratle kalkınmak, Türkiye’yi devletçiliğe, devlet yetkilerini toplum refahına yönelterek hareket etmeye mecbur kılmıştır. Türk devletçiliği sosyal adalete dayanır, amacı toplumda sosyal dengeyi sağlamaktır.

Tanınmış Fransız bilim adamı Laufenburger’e göre, “Türkiye’de uygulanan devletçilik, Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, sosyalizm ve kapitalizmden farklı yeni bir ekonomik sistemdir.”

Anayasalarımızın devlete tanıdığı yetkilerle, bugün de devletçilik, devletin eliyle hizmet şeklinde devam etmektedir. Sosyal devlet bu anlayışın sonucudur.

Atatürk’e göre,

Devletçiliğin bizde anlamı şudur; Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak." (1936)

Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları genel şartları göz önünde bulundurmalıdır." (1930)

Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiçbir piyasada başı boş değildir." (1937)

F - Devrimcilik

Devrimcilik, bir taraftan uygarlık gereği devrimleri öngörürken  diğer taraftan da ileriye yönelmeyi gerekli kılar.

Devrimcilik, devrimleri sevmek ve korumak, onu medeni ve insani yaşayışın gereğini savunmak demektir. Bu anlamda devrimcilik, büyük Türk devrimi ve devrimin amacına uygun toplum düzeninde yapılan değişiklikleri ifade eder.

Devrimcilik, aynı zamanda ileriye yönelmeyi, sosyal bünye değişikliğe ile bilimin ışığı altında gelişmeyi de ifade eder.

Atatürk, “Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve içtimai devrimlerin sahibi hakikisi kendisidir.” Diyerek, Türk milletinin devrim yapma gücünü ve kabiliyetini göstermiştir.

Atatürk’e göre,

“Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır." (1925)

"Biz büyük bir devrim yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük." (1925)

II. Bütünleyici  İlkeler

Kemalizm veya Atatürkçülüğün temel ilkelerini yanı sıra, tamamlayıcı ve bütünleyici ilkeleri de, devlet hayatına yön veren, politika prensipleri olarak değerlendirilmiştir.

Temel ilkeler ile bütünleyici ve tamamlayıcı ilkeler olarak yaptığımız ayrım, gerçekte bir bilimsel ayrım değildir. 1937 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle, Anayasamızda yer alan ve devletin niteliğini de belirten bu kamu hukuku kuralı temel ilkeler olarak belirlenmiştir. Bütünleyici ve tamamlayıcı ilkeler kategorisinde yer alan ilkelerde temel ilkeler kadar, Atatürkçü düşünce sisteminin temel dayanaklarındandır. Temel ilkeler ayrımı, 1924 Anayasasının 1937’de yapılan değişikliği sonucu girmiştir. Anayasamıza giren bu alt ilkenin (altı okun) temel ilkeler olarak değerlendirilmesine sebeb devletin niteliği olarak Anayasamızda yer almasıdır.

Ayrıca bu temel ilkelerin açıklanması ve yorumu ile diğer ilkelerin, bütünleyici ve tamamlayıcı ilkelerin, temel ilkeler içinde varlığı da  açıklanabilir. Örnek olmak üzere milliyetçilik temel ilkesi, milli egemenlik, milli bağımsızlık ve milli birlik ve beraberlik ilkelerini de kapsar. Devrimcilik ilkesi içinde, çağdaşlaşma ilkesini de değerlendirmek mümkündür.

A - Milli Egemenlik

Milli egemenlik, milletleşme olayına bağlı kalarak, milletin bölünmez iradesidir, milli egemenlik, millet denilen topluluğun bağımsız bir sosyal ve tarihi gerçek olduğu kadar bağımsız hukuki ve siyasi gerçek olduğu fikrine dayanır.

Atatürk, milli bağımsızlık mücadelesinin başarıya ulaşmasını sağlamak için, tek çözüm yolu olarak milletin azim ve kararını, milletin egemenliğini, milletin iradesini dikkate alarak, yeni kurulan devletin milli egemenlik, milli irade gibi esaslara dayanmasını gerekli görmüştür.

Atatürk’göre,

“Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve kati manasıyla milli egemenliğin kurulmuş olmasına bağlıdır. Bundan ötürü, hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir.”

B - Milli Bağımsızlık

Milli bağımsızlık ilkesi, bağısızlığın milletçe benimsenmesidir. Bağımsızlık Türk milleti açısından bir karakter, bir varoluş sorunudur.

Umutsuzluğun en koyu karanlığına düşen  Türk milleti için tek umut ışığı geniş ve şerefli tarihinden aldığı bağımsız yaşamak şu’uru ve azmi idi. Türk milleti özgür ve bağımsız yaşamak azim ve kararında idi.Bu bakımdan Türk milletinin Kurtuluş parolası da “Ya istiklal, ya ölüm” idi.

Atatürk, Türk milletinin bağımsızlığına özel bir değer vermiş, esir yaşamaktansa mahvolmanın, yok olmanın daha yeğ olacağını tanınmış parolası ile bütün dünyaya ilan etmiştir.

Atatürk’e göre,

“Türk devletinin istiklali mukaddestir (kutsaldır). O ebediyen müemmen (güvenilir) ve masum (korunmuş) olmalıdır.”

C - Milli Birlik ve Beraberlik

Kemalizm veya Atatürkçülüğün bir diğer ilkesi de, milli birlik ve beraberliktir.

Milli birlik ve beraberlik, milletçe birliği, bir arada yaşamayı ve bütünlüğü ifade eder.Milli birlik ve beraberlik, Türk milletini oluşturan kişilerin, bireylerin karşılıklı sevgi ve saygı ile birbirine bağlanmasını, ortak amaçlara yönelik olarak varlığını devam ettirmesini öngörüyor. Milli birlik ve beraberlik, milliyetçilik ilkesinin kaçınılmaz sonucu, milliyetçilik ilkesinin öngördüğüortak amaçların tabii bir neticesidir.Milli birlik ve beraberlik, milletçe birliği ve bütünlüğü de ifade ettiğinden milli devletinde gerçekleşme vasıtasıdır.

Atatürk 1920’de “Birlik ve emelde kararlı ve ısrar eden millet, mağrur ve mütecaviz her düşmanı eninde sonunda gurur ve tecavüzünde pişman edebilir.” demiştir.

Atatürk, milli varlığın temelini milli şuur ve milli birlikte görmüştür.

Bir diğer bütünleyici veya tamamlayıcı ilke de, ülke bütünlüğüdür. Ülke bütünlüğü, devletin fiziki unsurunu oluşturan, ülkenin birliğini, bütünlüğünü ve bölünmezliğini ifade eder. Ülke bütünlüğü, ülkenin, Türklerin yurdu olarak, tarihi mücadelelerle kazanılmış, kanla çizilmiş bir toprak parçası olduğunu, onun birbirinden ayrılmayacağını öngörür.

Ülke bütünlüğü, ilk önce Erzurum Kongresinde, “Milli sınırlar içindeki vatan bir bütündür. Ayrılık kabul etmez” kararı ile belirlenmiş, Sivas Kongersinden geçerek, Misak-ı Milli ile (Milli and ile) milletçe izlenen politika olarak ilan edilmiştir. Misak-ı Milli ile ilan olunan sınırlar, milli sınırlardır, ülke bütünlüğü ve birliğini ifade eden sınırlardır.

D - Yurtta Barış, Dünyada Barış

Bir diğer ilke de, “Yurtta barış, cihan da barış”tır. Yurtta barış, Türk insanın güve içinde, insan kişiliğine yakışır şekilde yaşamasını, “Cihanda barış” damilletler arası barış ve güvenliğin sağlanmasını, milletler arası barışın bölünmezliğini, insanlığın da bir bütün olarak değerlendirilmesini öngörür.

“Yurtta barış, cihan da barış”, bütün milletlerin refaha, saadete ve daha ileri uygarlık çağına yönelten, Türkiye’yi de tam güven içinde  çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıran, iç ve dış politikada da geçerli olan bir ilkedir.

E - Çağdaşlaşma

Çağdaşlaşma, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma, bilim ve teknikte ileri amaçlara yönelmedir. Dilimizde daha önceleri kullanılan batılılaşma (garpçılık) ile asrileşme, modernleşme ve muasırlaşma aynı amacı ifade etmek üzere kullanılan deyimlerdir. Aslında batılılaşma veya çağdaşlaşma yaratıcı ilim zihniyetine dayanarak, modern bir toplum, demokratik bir devlet kurmak demektir. Atatürk’e göre çağdaşlaşma ile,

“Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz.” (1925)

“Biz batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz.Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi  bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.” (1926)

Atatürk yenileşme dinamiğini elinde bulundurarak,batı bir bütün olarak ele almıştır.O’na göre batı, ortak ve üstün medeniyettir. O’nun dışında kalınamaz.

F - Bilimsellik ve Akılcılık

Türk devriminin bir diğer ilkesi de bilimsellik ve akılcılıktır. Bilimsellik, devlet ve toplum hayatında bilime yer verme, bilimi değerlendirme demektir. Atatürk’ün dile getirdiği” Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü Türk devriminin gelişmesinde ve başarıya ulaşmasında ve gerçeği aramada bilimin yerini ve rolünü ortaya koymaktadır. Akılcılık, bilimselliğin doğal bir sonucudur. Akılcılık, Türk devriminin felsefi temelini teşkil etmiştir.İnsana düşünme yeteneğini veren aklın hakimiyeti, bilim ve teknikte de hızlı gelişmeyi sağlar. Atatürk,

Bizim akıl, mantık ve zeka ile hareket etmek bizim şiarımızdır. Bütün hayatımızı dolduran vakalar bu hakikatin delilleridir.”

Sözleri ile akılcılığın toplunda ve devlet hayatında yerini belirtmiştir.

G - İnsan ve İnsanlık Sevgisi

Türk devriminin  en büyük özelliklerinden biri de insana ve insanlık sevgisine verdiği değerde görülür. Toplumun esas, temel yapısını oluşturan insan, türk devrimine göre, gerçek değerlerin sahibidir. Atatürk, “Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.” Derken, eşsiz bir insan sevgisini insan saygıyı da dile getirmiştir.

İnsan ve insanlık sevgisi en geniş ve en yaygın şekli ile Kemalizm’de diğer deyimle Atatürkçülükte yer almıştır.

Saydığımız ve değerlendirmeye  çalıştığımız bu temel ilkeler, bütünü ile birlikte modern bir devlet olan Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleridir, özellikleridir. Türkiye Cumhuriyeti, bu ilkelerle, uygar insanlık ailesinin şerefli üyesi olarak, daimi ve devamlı olma özellikleri ile yaşayacak ebedi hüviyeti ile bölünmez bir bütün olarak var olacaktır.

Niyazi Berkes’in ifadesi ile Kemalizm (Atatürkçülük) veya diğer bir deyimle Atatürkçü düşünce, tarihi, sosyal ve siyasi bir oluşum sonucudur. Onun mihverinde Atatürk vardır.

“O, yüzyıl süren bir tarihin dokusu içinde, öğrene öğrene yetişmiş, bize Atatürkçülük dediğimiz yolu bu öğrenişlerle açmıştır. Onu oluşturan ilkeler ne gökten inmiş buyruklar, ne de tarih karanlıklarına gömülecek kerametlerdir. Onlar, akıl, bilgi, cesaret, sevgi ve dürüstlükle kazanılmış, “büyük insan” mirasıdır.

Kaynak: Atatürk, Hayatı ve Üstün Kişiliği, Prof. Dr. Hamza Eroğlu, Savaş Yayınevi, 4. Baskı, Nisan 2008, ISBN: 978-975-6331-66-8. Sayfa:191-205

Bu yazıyı paylaş
Kapat
0/0
Atatürkçülük