Türkiye Tarihi
RSS
Büyük Millet Meclisi'nin Açılışı, 23.04.1920
Büyük Millet Meclisi'nin Açılışı, 23.04.1920
Eklenme Tarihi: 07.05.2010:5
Büyük Millet Meclisi'nin Açılışı, 23 Nisan 1920

BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ( 23 Nisan 1920 )

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'un işgal edileceğini "Mim Mim Grubu"nun istihbaratına dayanarak daha 11 Mart'ta öğrenmişti. Ayrıca Salih Paşa Hükümeti'nin de düşürülerek yerine ulusal iradeye karşı, işbirlikçi bir hükümet kurulacağını duymuş ve bu haberler üzerine bütün Müdafaa-i Hukuk örgütlerini uyarmıştı. 16 Mart'ta İstanbul'un işgal haberini Manastırlı Hamdi Bey telgrafla Ankara'ya bildirdi. İstanbul'un işgali ile çıkan bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'u tamamen saf dışı etmek, Heyet-i Temsiliye'yi geçici bir hükümet gibi çalıştırarak, Ankara'da ulusal iradeyi gerçekleştirecek bir meclis toplamak üzere harekete geçti. Aynı gün Kolordulara çektiği telgraflarla işgal haberini ve Heyet-i Temsiliye'nin Anadolu'da tek idari merci olduğunu bildirdi. 16 ve 17 Mart tarihlerinde peş peşe çektiği telgraflarla da Kolordulara ve Valiliklere alınacak önlemleri bildirdi. Bu emirleri şu esaslar içinde toplayabiliriz:

        1- İstanbul'un işgali, İtilaf Devletleri temsilcileri, bütün tarafsız devletlerin dışişleri ve meclisleri nezninde telgrafla protesto edilecek ve mitingler yapılacaktır.

        2- İstanbul ve yabancı resmi yerlerle geçici olarak görüşme kesilecek.

        3- Hıristiyan halka dokunulmayacaktır.

        4- Memleketin asayişini ve huzurunu bozanlar, hangi dine ve ulusa ait olurlarsa olsunlar haklarında aynı şiddette ve eşitlikte kanuni işlem yapılacaktır.

        5- İçinde bulunulan olağanüstü durum, birliği gerektirmektedir. Ulusun birliğini sağlamak ve girişilen  mücadelenin kutsallığından ve yasallığından herkesi haberdar etmek için gayret sarf edilecektir.

        6- Olumsuz propagandalar önlenecektir.

        7- Askeri ve sivil makamları işbirliği yaparak çalışacaklardır.

        8- Önemli telgraf merkezleri kontrol edilecektir.

        9- Deniz veya kara yoluyla gelenler sıkı şekilde kontrol edilecektir.

        10- Önemli mektuplar kontrol edilecek.

        11- Heyet-i Temsiliye'nin bilgisi ve izni olmadıkça, hiç bir makam ve hiçbir memur İstanbul ile haberleşme yapmayacaktır.

        12- Telgraf memurları, İstanbul'dan çekilen düşman tebliğlerini alıp yaymayacaklar ve Anadolu'da yapılan haberleşmeyi İstanbul'a vermeyeceklerdir. Aksi takdirde bu gibi memurlar casus sayılarak haklarında yasal işlem yapılacaktır.

        13- İşgali protesto için yazılan telgraflardan ücret alınmayacaktır.

        14- Rehin olarak İngiliz Kontrol Subayları tutuklanacaktır.

Bunların yanı sıra mali ve askeri önlemler de alındı. İngiliz subayların tutuklanması hemen gerçekleştirildiği gibi İngilizlerin Anadolu'ya kuvvet sevkini engellemek için Gevye Boğazı kapatıldı ve civardaki köprüler ve demiryolları havaya uçuruldu. Eskişehir'de bulunan İngiliz birliklerinin üzerine kuvvet gönderildi. Özellikle İngilizlere karşı alınan bu önlemler, gerekirse İngilizlerle de savaşılacağı kararını gösteriyordu.

Mustafa Kemal Paşa, bu önlemleri alırken 16 Mart tarihinde yabancı devlet temsilcilerine gönderilmek üzere Antalya'daki İtalyan temsilciliği aracılığı ile bir telgraf yollayarak işgali protesto etti:

İstanbul'da İngiliz, Fransız, İtalyan Siyasal Temsilcilerine, Amerika Siyasal Temsilcisine, bütün tarafsız Devletler Dışişleri Bakanlıklarına ve Fransa, İngiltere, İtalya Millet Meclisleri'ne verilmek üzere Antalya'da İtalyan Temsilciliği'ne:

        Ulusal bağımsızlığı temsil eden Millet Meclisi ile birlikte İstanbul'da bütün resmi dairelere İtilaf Devleti'nin erleri açıktan, açığa ve zorla girmişlerdir. Bu arada ulusal amaçlara uygun iş gören birçok yurtsever kimselerin tutuklanmasına da girişilmiştir. Osmanlı milletinin siyasal egemenliğine ve özgürlüğüne indirilen bu son yumruk, hayatımızı ve varlığımızı, ne pahasına olursa olsun, savunmaya kararlı olan biz Osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl uygarlık ve insanlığının kutsal saydığı bütün ilkelere, özgürlük, yurt ve ulus duygusu gibi bugünkü insan toplumlarının temeli olan bütün ilkelere ve bu ilkeleri ortaya koyan insanlığın genel vicdanına indirilmiş demektir.

        Biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz savaşın kutsallığına ve hiçbir gücün bir ulusu yaşamak hakkından yoksun bırakamayacağına inanıyoruz. Tarihin bugüne dek yazmadığı nitelikte bir suikast olan ve Wilson İlkeleri'ne göre düzenlenmiş bir Ateşkes Anlaşması ile ulusumuzu savunma araçlarından yoksun etmek gibi bir düzene dayanılarak yapıldığı için, ilgili ulusların şeref ve onurlarıyla da bağdaşmayan bu davranış üzerinde yargıya varmayı, resmi Avrupa ve Amerika'nın değil, bilim, kültür ve uygarlık Avrupa ve Amerikanı'nın vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihsel sorumluluğa son olarak bir daha dünyanın dikkatini çekeriz. Davamızın töreye uygunluğu ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, Tanrı'dan sonra en büyük desteğimdir.

                                                                       Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk

                                                                              Temsilciler Kurulu Adına

                                                                                     Mustafa Kemal

İtilaf Devletleri'ni kendi kamuoylarının vicdanında protesto eden bu telgraf, Mustafa Kemal Paşa'nın meşruluk konusundaki inanç ve güvenini yansıtmaktaydı.

17 Mart günü komutanlara ve valiliklere yolladığı telgraflarda, 15 gün içinde Ankara'da bir "Kurucu Meclis" toplanması için fikirlerini sordu. Kurucu Meclis'e 35 yaşını doldurmuş "medeni cesaret, fikri yetenek, dini ve ulusal değerlere inanmış insanların" seçilmesini istiyor, Meclis'in çok acele toplanması gerekli olduğu için de, seçim yapılmayarak, seçimlerin idare ve belediye meclislerinde toplanmış olan ulusal oya dayandırılması yolunu öneriyordu. Fakat Kurucu Meclis adı, ihtilal anlamını verdiği gerekçesiyle, başta Kazım Karabekir Paşa olmak üzere hemen herkes tarafından tepkiyle karşılandı. Fransız Devrimi'nin "Kurucu Meclisi"ni hatırlattığı ve ulusun düşüncesini bulandırmamak için bu isimden vazgeçilmesini istediler. Bazıları İstanbul'daki "Meclis-i Mebusan"ın devamını, bu sebeple Meclis'e ait olanların gelmesini istediler. Yeni bir "Meclis" in, yeni bir devlet kuruluşunun gerekçesi olduğunu anlamayanlar, Ankara'da toplanacak Meclis'in, Osmanlı Meclisi'nin devamı olmasını istiyorlardı. Mustafa Kemal Paşa yeni üyelerin seçilmesi konusunda ısrar etti ve bunu başardı. Kurucu kelimesi üzerinde ısrar etmeyerek, aynı işi görecek ve kapsamı yönünden düşündüğünü gerçekleştirecek bir meclis olarak, "Selahiyet-i fevkaladeye malik"(olağanüstü yetkilere sahip) bir meclis deyimini kullanarak valilere ve kolordu komutanlarına, 19 Mart'ta bir bildiri yayınlayarak, Ankara'da bir meclis toplanacağını bildirdi. Bunun için gereken işlemlerin yapılmasını ve seçilecek milletvekillerinin en kısa sürede Ankara'ya gönderilmelerini istedi.

Mustafa Kemal Paşa, mali konularda da önlem almada gecikmedi. 18 Mart'ta, Osmanlı Bankaları ile Duyun-u Umumiye ve Reji idarelerinin kasa mevcudundan mahallin en yüksek mülki amirine bilgi vermelerini İstanbul'a gönderme yapmamalarını, ayrıca Ziraat Bankası'nın da aynı şekilde davranmasını istedi.

İstanbul'dan gelenlerin de Meclis'e katılması kararlaştırıldı. İllerdeki seçimler hiç de kolay olmadı. Bazı iller, işi ciddiye almadıkları gibi, bazılarında seçilme işleri komutanların işe karışması ile gerçekleşebildi. Bu sebeple Meclis'in toplanması gecikti. Ankara'da toplanacak büyük bina yoktu. İttihat ve Terakki için yapılan bina, yarım olduğu için, bitirilmesi hızlandırıldı ve açılışa hazırlandı. Bütün çalışmalar tamamlandıktan sonra Meclis'in açılması 23 Nisan 1920 Cuma (kutsal gün olduğu için özellikle seçilmişti ) gününe ertelendi. M. Kemal Paşa 22 Nisan'da yayınladığı bir bildiri ile, "23 Nisan'da Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından o günden sonra bütün sivil ve askeri makamların ve bütün ulusun buyruk alacağı en yüce orun (merci), adı geçen Meclis olacaktır." diyordu.

Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü açıldı. İstanbul'dan gelenlerin de katılmasıyla çalışmalarına başladı. Büyük Millet Meclisi'nin açılması ile birlikte, ulusal egemenlik fikrinin meşruluğu tartışılmaz bir biçimde ortaya konuyordu. Mustafa Kemal Paşa'nın genç bir yüzbaşı iken düşündüğü "Yeni bir Türk Devleti" ülküsü de gerçekleşiyordu. "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Ulusundur" hükmü, yeni Türk Devleti'nin egemenlik kaynağını halktan alan insan hakları esaslarına dayandırıyordu. 23 Nisan 1920'de egemenlik İstanbul'dan Ankara'ya (Saltanattan ulusa) geçmekle kalmıyor, egemenliğin kaynağı ve yapısı da değişiyordu. Dinsel ve geleneksel Osmanlı egemenliği yerine ulusal egemenliği geçiyordu. Osmanlı Devleti'nin karşısında bütün siyasi ve hukuki yetkileri elinde toplayan B.M.M. bir devrim meclisi olarak tarihi bir sorumluluk yükleniyordu. Meclis'in kurucusu Mustafa Kemal Paşa bu olayı "23 Nisan Türkiye ulusal tarihinin başlangıcı, yeni bir dönem noktasıdır. Bütün bir dünyanın düşmanlığına karşı ayaklanan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni kurmak konusunda gösterdiği harikayı ifade eder." sözleriyle değerlendirerek, ulusal iradenin eseri olarak gösterdi. Meclis'in top]anma çalışmalarının sürdüğü sırada Ankara'ya gelen Yunus Nadi Bey, para, ordu, silah, cephane gibi şeylerin yokluğunu görünce, Mustafa Kemal Paşa'ya "her şeyden önce ordu kurulmasını meclis toplamakla zaman kaybedilmemesini, ondan sonra meclisin toplanabileceğini" önermesi üzerine Mustafa Kemal Paşa "...bir devre eriştik ki onda her iş yasal olmalıdır. Ulus işlerinde yasallık, ancak ulusal kararlara dayanmakla, ulusun genel eğilimine tercüman olmakla olanaklıdır... öncelikle meclis sonra ordu..., orduyu yapacak ulus ve ona vekâleten meclistir. Çünkü ordu demek yüz binlerce insan ve milyonlarca servet ve sâman demektir. Buna iki üç kişi karar veremez. Bunu ancak ulusun karar ve kabulü meydana çıkarabilir"  sözleri ile ulusun yasal otoritesini kuracak meclisin önemini belirtti. Meclis normal bir parlamenter sistemin ötesinde yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kapsayan bir meclis,olduğu için meclis hükümeti şeklini benimsedi. Bu sistem Fransız Devrimi'nin ünlü meclisi "Convention"un benzeri olup, bir ihtilal ve daha geniş anlamda bir devrim rejimidir. Kuvvetler birliği sistemi içinde, seçimle kurulu tek organ olan yasama meclisi, yürütme ve yargı gücüne de sahip olup, onları kendi idari çalışmaları içinde bir çeşit "idari organ" durumuna getirdi. Böylece bütün kuvveti, Mustafa Kemal Paşa'nın düşündüğü biçimde kendinde topladı.

Meclis'in toplandığının ertesi günü kürsüye gelen Mustafa Kemal Paşa Ateşkes'ten sonraki gelişen olayları içeren çok uzun ve ayrıntılı bir konuşma yaptı. Meclis tarafından Meclis Başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa yaptığı konuşmada Meclis'in izleyeceği ulusal siyaseti şu sözleriyle belirledi:

"Ulusumuzun güçlü, mutlu ve sağlam bir düzen içinde yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle ulusal bir siyasa gütmesi ve iç örgütlerimize tam uyumlu ve dayalı olması gereklidir. Ulusal siyasa demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulusun ve yurdun gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak gelişigüzel, ulaşılamayacak istekler peşinde ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak, uygarlık dünyasının uygarca insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu beklemektir."

Mustafa Kemal Paşa'nın bu sözlerinde, ne Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme döneminin ihtirasları, ne çöküntü döneminin ezilmişliğinin kompleksleri ve acizliği, ne de İttihat ve Terakki'nin hayalciliği vardır. Hak ve adalete dayanan, gerçekçi, insancıl, barışçıl bir politikanın esasları görülmektedir. Konuşmasını tamamlayan M. Kemal Paşa hükümet kurulması için bir önerge sundu ve kabul edildi.

        1- Hükümet kurmak zorunludur.

        2- Geçici kaydıyla bir hükümet başkanı tanımak ya da padişah vekili atamak uygun değildir.

        3- Meclis'te beliren ulusal iradenin, yurt kaderine doğrudan doğruya el koymasını kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir güç yoktur.

        4- Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır. Meclis'ten seçilerek vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükümet işlerine bakar. Meclis Başkanı bu kurulun da başkanıdır.

        Not: Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtulduğu zaman Meclisin düzenleyeceği yasaya uygun olan durumunu alır.

Ulusal  Mücadele'nin başından beri ortaya konan ulusal iradeden başka bir irade artık yoktur. Ulusun iradesi, Padişah-Halife'nin iradesinden üstündür. Padişah'ın durumu da, kendisinin baskı altından kurtarılmasından sonra Meclis'in kendisi hakkında vereceği kararla belirlenecektir. Böylece Meclis'in Padişah üstünde olduğu kesindir. B.M.M. nin açılması ile yeni bir devlet kuruluyordu. Bu devletin adı resmen konmamış olmakla beraber, Böyle bir hükümet, ulusal egemenlik temeline dayanan halk hükümetidir. Cumhuriyet'tir. Cumhuriyet'in ilanı savaş sonrasına kalmakla beraber, sistem, yapısı gereği bir cumhuriyet idi. Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa, uygulamada devletin başkanı idi. Yine bu önergede dile getirildiği üzere Türk adı binlerce yıl sonra, ilk kez kurulmakta olan devlete veriliyor ve devletle ulus aynı isimde bütünleşiyordu. Osmanlı yönetiminde hakir (aşağılanmış);Türk, yalnızca asker veya vergi kaynağı olmuş ve Osmanlılık için yüzyıllarca savaşmıştı. Oysa şimdi en başından beri açıkça ortaya konduğu gibi Türk Ulusu, kendi savaşını yapmaktadır. Ancak ulusun bunu anlaması ve ulusal savaşla bütünleşmesi için zaman gereklidir. Çünkü yüzyıllardır yasal iktidar olarak tanıdığı Padişah-Halife'nin ve onun hükümetinin ihanetinden ve düşmanlarıyla yaptığı işbirliğinden habersizdir.

Meclis'in Ankara'da açılması ile bütün gözler ve umutlar Ankara'ya bağlandı. Bu küçük şehir Bağımsızlık Savaşı'nın merkezi oldu, yeni devletin de başkenti olma durumunda idi.

25 Nisan 'da Mustafa Kemal imzasını taşıyan ve Hamdullah Suphi Bey tarafından hazırlanmış bulunan ve Meclis'in oybirliği ile kabul ettiği "Büyük Millet Meclisi'nin Memlekete Beyannamesi" yayınlandı. Bu bildiri ile ülkenin nasıl işgal edildiği ve kurtuluş için nasıl savaşıldığı, Meclis'in halkın iradesi olduğu dile getirildi. 26 Nisan'da da "Sovyet Rusya Halk Komiserler Meclisi"ne bir mektup gönderilerek, ilk dış ilişki başlamış oldu. Meclis, 27 Nisan'da Padişah'a bağlılığını bildiren bir mektup göndererek, Padişah'ın Meclis'e karşı çıkmamasını sağlamaya çalıştı. Meclis içinde yaşanılan olağanüstü tehlikeyi göz önüne alarak, 29 Nisan'da İstanbul Fetvası'nın ve Padişah'ın Fermanı'nın yarattığı iç ayaklanmalara karşı Meclisin meşru iradesine isyan eden herkesi vatan haini ilan eden devrimin en önemli kanunlarından birisi olan "Hıyanet-i Vataniye Kanunu" nu kabul etti. 30 Haziran'da da Amerika, tarafsız devletler ile İtilaf Devletleri'ne Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu duyurdu.

HÜKÜMET'İN KURULUŞU

Meclis'in çalışmaları yanı sıra, Mustafa Kemal Paşa'nın 24 Nisan tarihli önergesi doğrultusunda Hükümet kurulması için çalışmalar sürüyordu. Bu arada Fevzi Paşa da Meclis'e katılmıştı. Meclis, Hükümet kurulmasında bir türlü karar veremediği için de gecikme oluyordu. Sonunda 2 Mayıs'ta, "İcra Vekilleri Heyeti"nin seçimi ile ilgili kanun kabul edildi ve ilk T.B.M.M. Hükümeti kuruldu.

        İlk Bakanlar Kurulu şöyleydi:

        1- Şer'iye ve Evkaf Vekili - Hasan Fehmi Efendi.

        2- Hariciye (Dışişleri ) Vekili - Bekir Sami Bey.

        3- Sıhhat ve İçtimaiyat Muavenet V. (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı)- Dr. Adnan (Adıvar) Bey.

        4- Milli Müdafaa Vekili - Fevzi (Çakmak) Bey.

        5- Nafia Vekili - İsmail Fadıl Paşa.

        6- Adliye Vekili - Celalettin Arif Bey.

        7- Erkan-ı Harbiye-i Umumiye V. (Genelkurmay Başkanı)- Albay İsmet (İnönü) Bey.

        8- Maliye Vekili - Hakkı Behiç Bey.

        9- Maarif Vekili - Dr. Rıza Nur Bey.

        10- İktisat Vekili - Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey.

        11- Dahiliye (İçişleri) Vekili - Cami Bey.

Bakanlar Kurulu'nun 6 Mayıs'ta yaptığı toplantıda, Bolşeviklerle yapılacak anlaşma ve "Emperyalizm siyasetine alet olan Ermeni Hükümeti'nin ortadan kaldırılması" gereği üzerinde duruldu. İtilaf Devletleri'nin alacağı durumu beklemek ve ülkenin iç durumunun uygun olmadığı ve Türkiye'ye sağlayacakları yardım belli olmadan Bolşeviklerle işbirliği yapılmamasına ve bütün Hıristiyan kamuoyunu Türkiye aleyhine kışkırtacağı için Ermenilere karşı şimdilik harekata girişilmemesine karar verildi.

MECLİS'İN ÇALIŞMALARI

Meclis 9 Mayıs'ta bütün İslam alemine duyurulmak üzere bir beyanname yayımladı. İslam aleminin desteğinin sağlanmasını isteyen bu beyanname ile, Hıristiyan ordularının İslam'ın Hilafet merkezini haksız işgali belirtiliyordu.

Meclis İstanbul Hükümeti'nin otoritesini tanımıyor ve Türk Devleti'nin tek meşru otoritesi olarak T.B.M.M.'ni kabul ediyordu. Bu sebeple ilk iş olarak İstanbul Hükümeti'nin Sadrazam Damat Ferit Paşa, Meclis kararı ile vatandaşlıktan çıkarıldı ve Hıyanet-i Vataniye Kanunu gereğince arkadaşları ile birlikte, yakalandıklarında Vatana ihanet suçuyla yargılanmak üzere haklarında 19 Mayıs'ta karar verildi. 24 Mayıs'ta da İstanbul'daki meşru olmayan kabinenin oradaki subaylara ait yapacağı atama, terfi ve ödüllendirilmelerin hiç yokmuş sayılmasına karar verildi. 7 Haziran'da ise İstanbul Hükümetleri'nin alacağı kararları tanımayan bir kanun kabul edildi:

"İstanbul'un işgal tarihi olan 16 Mart 1920'den itibaren Büyük Millet Meclisi'nin onayı dışında İstanbul'ca akdedilmiş veya edilecek bütün antlaşma, anlaşma ve şartlar ve resmi kararlar ve verilmiş imtiyazlar ve madenlerden vazgeçilmesi ve devredilmesi ve ruhsatnameleri ile Ateşkes'ten sonra akdedilmiş bütün gizli antlaşmalar ve doğrudan doğruya veya bilvasıta yabancılara verilmiş imtiyazlar ve madenlerin terk ve devri ile ruhsatnameleri bütünüyle yoktur."

Meclisin genel görünümü Padişah-Halife'ye bağlılık biçiminde idi. Fakat Meclisin ve Hükümet'in aldığı kararlar ve uygulamalar bunun aksini gösteriyordu.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ DÖNEMİ

T.B.M.M.'nin açılıp çalışmaya başladığı tarihlerde ülkenin içinde bulunduğu tablo çok korkunç ve umutsuz görünüyordu. Bu tarihlerde Türkiye topraklarında işgal kuvvetlerinin 38.000 İngiliz, 59.000 Fransız, 17.000 İtalyan askeri ve yaklaşık 100.000 kişilik Yunan ordusu bulunuyordu. Bunun yanı sıra Doğu Anadolu'da Ermeniler ve yine Fransız işgal bölgesinde 10.000 gönüllü Ermeni Fransız kuvvetlerinin hizmetinde idi. Doğu Karadeniz bölgesinde ise Pontus Devleti kurmak için çeteler kurulmuştu. Bunların insan sayısı 20-25 bin arasındaydı. Tehlike ve zorluklar bu kadar değildi. İstanbul Hükümeti ve Padişah'ın ihaneti, fetva, ferman ve bildirilerinin Anadolu da sebep olduğu ayaklanmalar Bolu, Konya, Yozgat gibi yerlerde yaygınlaşmış ve Ankara'yı bir çembere almıştı. Yukarıdan gelen emirlerle çalışan İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi'nin Mustafa Kemal, Fevzi, Ali Fuat Paşa'lar ve İsmet Bey ve diğerleri için verdiği gıyabi idam kararlarını, Padişah 24, 25 Mayıs ve 6 Haziran'da onayladı. Diğer yandan Meclis içinde tam bir birlik yoktu. Müdafaa-i Hukuk Gurubu'nun karşısında tutucular "İkinci Grubu" oluşturuyorlardı. Meclis içinde ve dışında etkili olan "Yeşil Ordu" "Komünist Parti" gibi komünist örgütler de vardı. Meclis içinde ve dışındaki İttihatçılar Enver Paşa'yı Trabzon yoluyla getirip, Mustafa Kemal Paşa'yı devirip yerine geçirmeye çalışıyorlardı. Düzenli ordu, para, silah, cephane, yiyecek, ilaç yoktu. Ulus yorgun ve bıkkındı. Yeni bir savaş için düzenli ordu kurulamıyor, seferberlik ilan edilemiyordu. Mevcut askeri birlikler ise asker kaçakları sebebi ile çok zayıftı. İşte Mustafa Kemal Paşa bütün bu güçlükler karşısında bile umudunu yitirmeyen tek insandı. Bunların hepsinin nasıl yenileceğini daha Erzurum Kongresi sırasında anlatmıştı.

Kaynak: Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, Ege Ün. Basımevi, İzmir, 1986, ss. 197-205  




Ana Sayfa | Teşekkürler | Kullanım Şartları | Gizlilik | İletişim | RSS
Web Hosting Natro.com
Powered by www.minibilisim.com.tr